​(For English please scroll down)

 

Çünkü Yıllar Yılı Hayali Kurulmuş Bir Masalın Başlangıcı Olabilirdi Bizimkisi, 2021

15 Kanallı Video Yerleştirmesi, 35''

Bilsart, Kasım 2020'de gerçekleştirdiği Açık Çağrı sonucu, seçici kurul değerlendirmesiyle Mustafa Boğa'nın video projesine üretim desteği sağlamıştı.

Mustafa Boğa'nın "Çünkü Yıllar Yılı Hayali Kurulmuş Bir Masalın Başlangıcı Olabilirdi Bizimkisi" isimli sergisi 8 Haziran - 30 Haziran tarihleri arasında Bilsart'ta gerçekleşti.

Sergi yazısı: Aslı Seven

 

Özel hayatlar, kamusal fantazmalar

Bilsart’ın açık çağrısına cevap veren sanatçıların dosyalarıyla, ve onların arasında Mustafa Boğa’nın önerisiyle geçtiğimiz aralık ve ocak aylarında, hem kışın hem kapanmanın doruk noktalarındayken karşılaştık. Geleceğin askıya alındığı, kamusal alanların ise yasaklar altında olduğu bir ortamda, ev içlerinde ve geçmişle başbaşa kaldığımız bir dönemde Mustafa çoğu ev yapımı düğün videolarından oluşan bir aile arşivine bakarak, özel ve kamusal alanın çakıştığı yerlerde kendi kimliğinin peşine düştüğü bir proje öneriyordu: “Fakat gerçekten ben kimim? Bunu biliyor muyum? Buna geçmiş düğünlerde tesadüfen yapılmış kayıtları inceleyerek ulaşabilir miyim?”

Söz konusu aile arşivi, 1986-2018 yılları arasındaki bir tarihsel kesitte, Mustafa Boğa’nın ve geniş ailesinin memleketi olarak tanımlayabileceğimiz Adana merkezli olmak üzere Mersin, Hatay ve genel olarak Çukurova bölgesini kapsayan bir coğrafyada yer almış olan düğün kayıtlarından oluşuyor. Bugün sergide yer alan 15 ekranlık yerleştirme ise sanatçının bu düğünlere bizzat katılmış bir aile ferdi olarak, sanatsal bir müdahale ve yapıtlaşma süreci kapsamında seçtiği ve yeniden derlediği sekanslardan oluşuyor.  Buradan yola çıkarak yerleştirme, performatif bir toplumsal ritüel olarak düğün ve bu performatif ritüelin zaman içinde değişen video kayıt yöntemleriyle belgelenişi üzerinden hem mahrem, hem tarihsel ve kamusal bir tanıklık deneyimi öneriyor.

Ev yapımı video kayıtlarının yirminci yüzyıl tarihinde önemli bir yeri var. 1930’lardan beri kisisel kullanımda olan 8mm filmin 1960’li yıllarda Super 8 formatında yaygınlaşması, ardından 1970’lerin sonunda VHS ve Betacam modellerine uzanan teknolojik bir yelpazede aile hayatının, özel hayatların ve bireysel deneyimlerin artarak büyüyen bir ölçekte belgelendiği, gündelik hayatın görsel arşivinin böylesi bir ölçekte ilk defa oluşturulduğu ve saklandığı yirminci yüzyıl. Bu sergi özelinde ise yaklaşık 30 yıllık bir mesafeden baktığımızda değişen video tekniklerinin görüntü dokusu ve renk skalası üzerinden teknoloji ile estetik arasında bir ilişkiye işaret etmek, belli görüntü teknolojilerinin belli tarihsel dönemlerle, toplumsal hafıza ve kolektif duygulanım (affect) ile özdeşleştiğini gözlemlemek mümkün: 80’li yıllarda çekilen videolardaki kırmızı tonların yoğunluğu, sert kontrastlarla açık renklerin beyaz patlaması veya bugünkü yaygın terminoloji ile bizlere “düşük çözünürlüklü” olarak görünen, aslında analog görüntünün taneli dokusunun 1990’ların başına denk gelen estetiği gibi.

Mustafa, kendi ailesinin 30 yıllık düğün videoları arşivini bir yapıta dönüştürürken hem kendi hafızasından hem tüm video kayıtlardan beslenerek oluşturduğu bir dizi sanatsal jest ortaya koydu. Bir yandan düğün ritüelinin değişmeyen koreografisini belirleyip her bir tören unsurunu (nikah, dans, hediye toplama, vs) kayıtların içinden izole edilmiş kesitler haline getirirerek en performatif anlarına indirgedi, ardından da bu yoğunlaşmış anları 15 ekran düzeneğine yayarak bizlere yeni bir kompozisyon, adeta bir canlandırma sunuyor. Diğer yandan aralarında kendisinin de bulunduğu, her düğünde varlık gösteren, 30 yıl boyunca hayatının akışından anlara tanık olduğumuz belli başlı kişiler etrafında şekillenen kesitler aldı.  Bunların arasında izleyici için tanınması en kolay kişi belki de sanatçının kendisi: bugünkünden daha genç yaşlarda, hatta çocuk yaşlarında karşımıza çıkan bir Mustafa Boğa kamerayla, kamera üzerinden kendisiyle, kaçamak göz göze gelişler üzerinden bakıyor bize.

Ancak bu yeni düzenleme bizlere bir ailenin video kayıtları üzerinden toplumsal ve çok daha evrensel bir gerçeğe dokunmanın yollarını da açıyor. Başlıktaki gibi, “yıllar yılı” kişisel ve toplumsal olanın kesişiminde tüm beklentileri, arzuları ve fantezileri kanalize eden bir tören olarak düğün ve evlilik ideali ile karşı karşıyayız, eş zamanlı olarak, ilerleyen zamanın ardında kalan, artık imgelere bakıyoruz ve baktıkça düğün törenlerinin içinden doğumlar, ölümler, boşanmalar, büyümek ve yaşlanmak geçiyor. Buradan toplumsal yeniden üretimin zamansal ölçeğine varıyoruz bir yandan, bir yandan da tıpkı analogdan dijitale aktarılırken veri kaybına uğrayan, piksellenen görüntülerdeki gibi sürekli bir dağılma, kayıp ve tozlaşma halinde oluşumuzla, zamanın acımasız akışıyla karşı karşıyayız.

Bir arada karşılaştığımız video kayıtlarda görüntü dokusunun ve aktarım hatalarının ötesinde çekim tekniklerindeki farklar öne çıkıyor. En eski videolardaki hareketli, odağı tutturamayan görüntüler kamerayı tutan kişinin bedenini, hareketlerini görünür kılar ve görüntüyü törene adeta dahil olarak kaydeder ve aktarırıken zaman içinde yükselen görüntü çözünürlüğüne paralel olarak kendini görünmez kılan kamera ve çekim teknikleriyle karşılaşır hale geliyoruz. Amatör ve katılımcı bir çekimden profesyonel ve nesnel bir çekim tekniğine, ve gitgide kamera için hareket eden, törenin kendisinden çok kaydını hedefleyen bir performativiteye doğru ilerliyoruz. Bugün en çarpıcı örneği öz çekim kültüründe bulunan bir öz disiplinin doğuşuna da tanıklık ediyor bu görüntüler. Buradan baktığımızde, kişisel ve toplumsal bir tören olarak düğün, fantezi ile emir kipi arasında asılı görünüyor: giderek endüstriyelleşen ve sıkı sıkıya kodlanan bir eğlence ve etkinlik tüketim alanına dönüşürken, kendi kodlarına uyumlanmaya çağıran, bir araya gelen bedenlerin ve kutlamanın ötesinde, görüntü kaydının ve görünmenin önem kazandığı bir disiplin aracı olarak beliriyor. Bir adım ileriye giderek, eğlence ve emir kipi arasında gerili bu törenin paylaşılarak yayılan görüntü kayıtları üzerinden bugün çekirdek aile, heteroseksüellik ve biyolojik üreme gibi, değişime direnen ve halen birçok coğrafyada sorgulanmayan normların görüntü üzerinden hakimiyet kurduğu normatif bir yaşama işaret ettiği söylenebilir.

Söz konusu video arşivinden sanatçının yaptığı seçkiyi kısmen görmüş olarak, ve sergi planı üzerinden bu yazıyı yazarken, Mustafa’nın daha iyi bildiğim bir işiyle bu video yerleştirmeyi birlikte okuma isteği doğuyor. Yine törensel bir nesne olan çiçek çelenkleri ve onlara eşlik eden sözcükleri ele geçiren, mekan ve nesne arasında son derece muzip bir ilişki kuran “Adorned Dialogues” serisinde olduğu gibi, burada da kamusal olan ile özel olanın kesiştiği, birbirinden ayrışamaz olduğu anların peşinde sanatçı. Toplumsal oyun ve ritüeller etrafında şekillenen kimlik tanımlarını kovalıyor gibi görünse de aslında bir kolaj mantığını işleyerek imgeyi ve nesneyi yerinden edişi, akışı keserek ve yeniden montajlayarak en kitsch görüntüden, mecranın kendisini görünür kılan renk ve doku soyutlamalarına geçebilen bir kıvraklıkla, kimlik sorusunun kendisini hantal bırakan kuir ihtimallere doğru uzanabiliyor.

Because Ours Could be the Beginning of a Beautiful Fairy Tale Dreamed of for Years, 2021

15 Channel Video Installation, 35''

 

As a result of the Open Call announced in November 2020, Bilsart has provided production support to Mustafa Boğa's video project in respect to the evaluation of the selection committee.


Mustafa Boğa's exhibition entitled "Because Ours Could be the Beginning of a Beautiful Fairy Tale Dreamed of for Years" was shown at Bilsart on June 8 – 30!

 

Text by Aslı Seven

 

Private lives, public phantasms

 

We came across the portfolios of the artists who responded to Bilsart's open call, inclusive of Mustafa Boğa's proposal, in last December and January, at the peak of both the winter and the shutdown. In an environment where the future was suspended and public spaces were under bans; at a time when we were at home alone with the past, Mustafa was looking at a family archive, consisting mostly of home-made wedding videos, and proposed a project in which he pursued his own identity where the private and public spheres overlap: “But really who am I? Do I know that? Can I reach the answer by examining the random recordings of past weddings?”

 

The family archive in question consists of wedding records that took place in a period between 1986 and 2018, in a region centered around Adana –which we can define as the hometown of Mustafa Boğa and his extended family– that also covers Mersin, Hatay and the Çukurova region in general. The 15-screen installation in the exhibition consists of sequences selected and recompiled as part of an artistic intervention and rework process by the artist who personally attended these weddings as a family member. Departing from this point, the installation proposes an intimate, historical and public witnessing experience through the wedding as a performative social ritual and the documentation of this performative ritual with video recording methods that have changed over time.

 

Homemade video recordings have an important place in the history of the twentieth century. In the twentieth century, 8mm film, which has been in personal use since the 1930s, became widespread in the 1960s with the Super 8 format; followed by the VHS and Betacam models across the technological spectrum in the late 1970s, during which family life, private lives and individual experiences were documented on an ever-growing scale and the visual archive of everyday life was created and stored for the first time to such an extent. In this exhibition, when we look from a distance of about 30 years, it is possible to point out a relationship between technology and aesthetics through the image texture and color scale of changing video techniques, and to observe that certain image technologies are identified with certain historical periods, social memory and collective affect: such as the intensity of red tones in the videos shot in the 80s, the over exposed light colors with harsh contrasts, or the noisy texture of the analog image, which coincides with the aesthetics of the early 1990s, which appears to us as “low resolution” in today's common terminology.

 

While transforming his family's 30-year-old wedding video archive into an artwork, Mustafa revealed a series of artistic gestures that he created by being inspired from both his own memory and all video recordings. On the one hand, he determined the unchanging choreography of the wedding ritual and reduced each ceremonial element (wedding, dance, gift collection, etc.) to the most performative moments by turning them into isolated sections from the records, and then by spreading these concentrated moments onto 15 screen setups, he offers us a new composition, almost an animation. On the other hand, he took sections shaped around the main characters, including himself, who are present at every wedding, and whom we have witnessed moments from the course of his life for 30 years. Among them, the artist himself is perhaps the easiest to recognize for the audience: Mustafa Boğa, who appears before us at a younger age than today, even when he was a child, looks at us through evasive eye contact over the camera, and through himself over the camera.

 

However, this new arrangement also opens up ways for us to touch a social and much more universal reality through video recordings of a family. As revealed by the title, we are faced with the wedding and the ideal of marriage as a ceremony that channels all expectations, desires and fantasies at the intersection of the personal and the social, and simultaneously, we look at the residual images that are left behind the advancing time, and as we look, we look at the births, deaths, divorces, growing up and getting old that pass through the wedding ceremonies. From this point, on the one hand, we arrive at the temporal scale of social reproduction, and on the other hand, we are faced with the merciless flow of time, as we are in a constant state of disintegration, loss and turning into dust, just like in pixelated images that lose data while being transferred from analog to digital.

 

In the video recordings we encounter as a whole, the differences in shooting techniques stand out beyond the image texture and transmission flaws. Moving and out-of-focus images in the earliest videos make the body and movements of the person holding the camera visible, and while recording and transferring the image almost as part of the ceremony, we come across camera and shooting techniques that make itself invisible in parallel with the increasing image resolution over time. We are moving from an amateur and participatory shoot to a professional and objective shooting technique, and more and more to a performativity that acts for the camera, aiming at the recording rather than the ceremony itself. These images also witness the birth of a self-discipline, the most striking example of which is in the selfie culture. From this perspective, wedding, as a personal and social ceremony, seems to hang between fantasy and imperative: as an increasingly industrialized and tightly coded space for entertainment and activity consumption, beyond bodies coming together and celebration, it calls for alignment with its own codes, and it emerges as a disciplinary tool in which image recording and appearance gains importance. Going one step further, it can be said that this ceremony, stretched between entertainment and imperative, points to a normative life in which norms such as nuclear family, heterosexuality and biological reproduction, which are resistant to change and still unquestioned in many regions, dominate through image today.

 

Having partially seen the selection made by the artist from the video archive in question, and writing this article on the exhibition plan, a desire arises to read this video installation together with a work of Mustafa that I know better. As in the "Adorned Dialogues" series that capture the floral wreaths, which are also ritual objects, and accompanying words, and establishes an extremely mischievous relationship between space and object; here, too, the artist is in pursuit of moments where the public and the private intersect and are inseparable. Although the artist seems to be chasing definitions of identity shaped around social games and rituals, actually the artist displaces the image and the object by working with a collage logic, interrupts the flow and re-assembles, with a dexterity that can pass from the most kitsch image to color and texture abstractions that make the medium itself visible, via extending to queer possibilities which leaves the question of identity itself cumbersome.