The Foundation Ceremony Text by Murat Alat

(Türkçe metin aşağıdadır)


What will we do with our dead? This question is as old as human history. It is said that one of the features that distinguish humans from other living things is their care for the dead. Although the treatment of the dead varies from culture to culture, the dead is not ever left to decay as it is. It is either cremated and turned into ash, dropped into rough waters, or buried. Before settling down, people built the first cities for their dead and established cemeteries. How the world of the dead will be separated from the world of the living, different rituals and rules are also a reflection of the differences that separate civilizations from each other. In Çatalhöyük, the tombs are inside the homes where they lived, modern western society tries to move the cemeteries out of the city in order to distance death from daily life as much as possible.

 

Encountering an atypical funeral ritual in and around Adana, Mustafa Boğa positions this unusual situation at the centre of his works called The Foundation Ceremony. In the region, the grave pits are covered with concrete panels and, in a way, a room is being constructed for the deceased. Although the use of concrete panels instead of the commonly used timbers to cover the deceased seems like an application to prevent the collapse of the grave over time, it is a practice that prevents the decay of the body and flush with the soil. The origins of this practice is unknown; it requires in-depth research to claim it a modern application or a contemporising of an archaic one. Boğa picks up this application in creating the archaeology of modern day Turkey. The artist reveals the foundations of Turkey via scraping the ephemeral yet effective images of the popular imagery onto the concrete panels. Concrete makes visible the patterns between death and power.

 

Concrete, just as the opposite of the mortality of the body, it is a material used to overcome death; to freeze change, to counter the flow of life. It is not accidental that this technology, which differs from natural processes by being an industrial material, is associated with modernism, and concrete buildings are monuments of modern power. Concrete is used to secure the foundations of modern power with a slippery slope in an age where everything solid evaporates. A world embedded in concrete freezes the cyclical movement between birth and death and tries to preserve what exists as it is. As a result, although it seems for a while that the forces of life are being brought under control, in the long run there is absolute destruction. Stream beds claimed with concrete and uncontrollable flood results are the clearest examples of this broken chain. Concrete is the technology that we refrain from giving back to nature what we get from nature. But a weak technology; it is not in vain that our concrete civilization collapses like a sand castle in the face of the slightest natural event. Boğa uses the concrete, which speaks a lot even in its simplest form, to create a narrative that captures its relationship with death and depicts today's world. The engraved panels of The Foundation Ceremony are trying to narrate us the story of our own via both the funeral rituals and modern Turkey that they are associated with.

 

Boğa’s drawings create surrealist collages from images that have taken place in our collective memory. In these collages, a soldier dressed in camouflage and the cartoon character Scooby-Doo can come together. Despite all their temporality and insignificance, these images that pass before our eyes in daily life are revealed to be engraved in our minds. The spreads of the drawings that do not contain any orderly relationship make it impossible to construct a narrative or a subtext behind the visible. Rather than an iconography work, what is important here is the dialectical relationship between the temporary images and concrete, which is desired to be permanent. Boğa‘s own poems carved on the panels also highlight this relationship. Poems are laments that are burned after these images that haunt us like a ghost who is dead but not buried duly and passed on to eternity. They talk about being stuck, being rootless and not being unable to hold on.

 

The Foundation Ceremony reveals the state of a society whose foundations have been scraped and has lost their organic ties to life. The work of Boğa is a symbolic funeral ceremony for a society that tries to resist the passage of time, cannot bury its dead, cannot make room for the new ones, and is covered with pus. Letters written inerasably in case someone in the future attempts to dig into the past in order to understand our situation.

The Foundation Ceremony I, 2021, engraving on concrete, 310 x 200 x 5cm (15 pieces)

The Foundation Ceremony II, 2021, engraving on concrete, 280 x 250 x 5cm (15 pieces)

The Foundation Ceremony I, 2021, engraving on concrete, 210 x 290 x 5cm (15 pieces)

Temel Atma Töreni 

 

Ölülerimizle ne yapacağız? Bu soru insanın tarihi kadar eski. İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliklerinden birinin ölülerine ihtimam göstermesi olduğu söylenir. Ölülere yapılacak muameleler kültürden kültüre değişse de ölü asla ve asla olduğu gibi çürümeye bırakılmaz. Ya yakılıp küle dönüştürülür, ya dalgalı sulara bırakılır ya da gömülür. Henüz yerleşik düzene geçmeden insan, ilk şehirlerini ölüleri için yapmış, mezarlıklar kurmuş. Ölüler dünyasının yaşayanlar dünyasından nasıl ayrılacağı, farklı ritüeller, kurallar medeniyetleri birbirinden ayıran farkların yansıması aynı zamanda. Çatalhöyük'te mezarlar, yaşanılan evlerin içindeyken, modern batı toplumu ölümü gündelik hayattan mümkün olduğu kadar uzaklaştırmak için mezarlıkları şehir dışına taşımaya çalışır. 

 

Adana ve civarında atipik bir cenaze ritüeli ile karşılaşan Mustafa Boğa, Temel Atma Töreni adlı çalışmalarının merkezine bu alışılmadık durumu koyuyor. Bölgede mezar çukurları beton paneller ile kaplanıyor ve de cenaze için tabiri caizse bir oda hazırlanıyor. Yaygınca kullanılan, cenazenin üstünü örten keresteler yerine beton panellerin kullanılması ne kadar mezarın zaman içinde çökmesini engellemek için yapılan bir uygulama gibi görünse de cenazenin çürümesini ve de toprakla hemhal olmasını engelleyen bir pratik. Bu pratiğin kökeninin nerede bulunduğu meçhul, modern bir uygulama mı yoksa arkaik bir uygulamanın günümüz şartlarına adapte edilişi mi bunu çözmek derinlemesine bir araştırmayı gerektirse bile Boğa bu uygulamayı alıp modern Türkiye'nin arkeolojisini yapmaya koyuluyor. Günümüz popüler imgelemindeki uçucu ama etkili imgelerden oluşan çizimlerini bu beton panellere kazıyarak Türkiye’nin temellerini açığa çıkarıyor. Beton, ölüm ve iktidar arasındaki örüntüleri görünür kılıyor. 

 

Beton; tam da bedenin faniliğinin zıttı olarak ölümün üstesinden gelmek, değişimi dondurmak, hayatın akışına karşı koymak için kullanılan bir malzeme. Endüstriyel bir malzeme oluşuyla doğal süreçlerden farklılaşan bu teknolojinin modernizmle ilişkilendirilmesi, beton binaların modern iktidarın anıtları olması tesadüfi değil. Beton kaygan bir zemini olan modern iktidarın, katı olan her şeyin buharlaştığı bir çağda temellerini sağlama almak için kullanılıyor. Betona gömülmüş bir dünya doğum ve ölüm arasındaki döngüsel hareketi donduruyor ve de var olanı olduğu gibi korumaya çalışıyor. Sonuç olarak bir süreliğine yaşamın güçlerinin kontrol altına alınıyor gibi gözükse de uzun vadede mutlak bir yıkım vuku buluyor. Betonla ıslah edilmiş dere yatakları ve de kontrolsüzce gelişen su baskınları bu kırılmış zincirin en berrak örneği. Beton, doğadan aldıklarımız doğaya geri vermekten imtina etmemizin teknolojisi. Ancak zayıf bir teknoloji; betondan medeniyetimizin en ufak bir doğa olayı karşısında kumdan kale gibi yıkılması boşuna değil. Boğa en yalın halinde bile çokça söz söyleyen betonu, ölümle olan ilişkisinden yakalayıp günümüz dünyasını tasvir eden bir anlatı kurmak için kullanıyor. Temel Atma Töreni’nde çizimlerin kazındığı beton panellerin hem cenaze ritüelleriyle hem de modern Türkiye ile kurdukları bağ bize kendi hikayemizi anlatmak için işe koşuluyor.

 

Boğa’nın çizimleri kolektif belleğimizde yer edinmiş imgelerden sürrealist kolajlar oluşturuyor. Bu kolajlarda kamuflaj giymiş bir asker ile çizgi film kahramanı Scooby-Doo yan yana gelebiliyor. Gündelik hayatta gözümüzün önünden seyir halinde geçen bu imgelerin tüm uçuculuklarına ve ehemmiyetsizliklerine karşın nasıl zihnimize kazınmış oldukları ifşa oluyor. Çizimlerin herhangi bir düzen ilişki içermeyen yayılımları bir anlatı veya görünenin ardında yatan bir alt metin oluşturmayı imkansızlaştırıyor. Burada önemli olan bir ikonografi çalışmasından ziyade uçucu imgelerle kalıcı olması arzulanan beton arasındaki diyalektik ilişki. Boğa’nın panellerin üzerine kazıdığı kendi yazdığı şiirler de bu ilişkiyi belirgin kılıyor. Şiirler ölü olan ama usulüne göre gömülüp ebediyete intikal etmemiş bir ruh, bir hayalet gibi bize musallat olan bu imgelerin ardından yakılan ağıtlar. Takılıp kalmayı, köksüzleşmeyi, tutunamamayı dile getiriyorlar.

 

Temel Atma Töreni temeli kazınmış, yaşamla organik bağlarını kaybetmiş bir toplumun halini ortaya seriyor. Zamanın geçmesine acz içinde direnmeye çalışan, ölülerini gömememiş, yeni gelecek olanlara da yer açamayan, her yanını cerahat kaplamış bir toplum için sembolik bir cenaze merasimi Boğa’nın çalışmaları. Şimdi değil ama belki gelecekte bir gün, ahvalimizi anlamak için birileri geçmişi kazmaya girişirse diye yazılmış çizilmiş, silinmesi imkânsız kılınmış mektuplar. 

 

Text: Murat Alat

Temel Atma Töreni I, 2021, beton panel üzerine kazıma, 310 x 200 x 5cm (15 parça)

Temel Atma Töreni II, 2021, beton panel üzerine kazıma, 280 x 250 x 5 cm (15 parça)

Temel Atma Töreni III, 2021, beton panel üzerine kazıma, 210 x 290 x 5 cm (15 parça)